İngiliz gazete The Guardian Mayıs ayında, dünya çapında 172 katılımcının oylarıyla tüm “En iyi 100 romanını” seçti. Anna Karanina, Kayıp Zamanın İzinde gibi klasikleşmiş çok sayıda romanın yer aldığı listede birinci sırayı “George Eliot’un Orta Yer (Middlemarch)” romanı aldı.
Dünya çapında 172 yazar, akademisyen ve edebiyat eleştirmenin katıldığı oylamada Elif Şafak’ta oy verenler arasındaydı. Katılımcılardan dünya edebiyat tarihine yön veren, İngilizce yazılmış veya İngilizceye çevrilmiş en iyi 10 romanı seçmeleri istendi. Toplanan oyların ağırlık puanlarına göre ilk 100 eser sıralandı.
100 Roman ve Yazarları
1. Middlemarch – George Eliot (Türkçe: Middlemarch)
İngiliz taşrasında geçen roman, idealist bir kadın olan Dorothea Brooke ve hırslı doktor Tertius Lydgate başta olmak üzere, bir kasaba dolusu karakterin evliliklerini, toplumsal değişimleri ve hayal kırıklıklarının hikayesi.
2. Beloved – Toni Morrison (Türkçe: Sevilen)
Köleliğin dehşetinden kaçan ancak geçmişin hayaletlerinden kurtulamayan Sethe adlı siyahi bir kadının hikayesini anlatan kitap, travma, hafıza ve anne sevgisinin sınırlarını büyülü gerçekçilikle ele alan bir romandır.
3. Ulysses – James Joyce (Türkçe: Ulysses)
Dublin’de tek bir gün (16 Haziran 1904) içinde geçen roman, reklam satıcısı Leopold Bloom’un modern Odysseusvari yolculuğunu, bilinç akışı tekniğini ve dilin sınırlarını zorlayarak anlatır.
4. To the Lighthouse – Virginia Woolf (Türkçe: Deniz Feneri)
Ramsay ailesinin İskoçya’daki yazlıklarında geçen günlerini ve yıllar sonra oraya dönüşlerini konu alan eser, olay örgüsünden ziyade karakterlerin iç dünyalarına, zamanın geçişine ve kayıplara odaklanan modernist bir klasiktir.
5. In Search of Lost Time – Marcel Proust (Türkçe: Kayıp Zamanın İzinde)
Yedi ciltten oluşan bu devasa nehir roman, bir madlen kekinin tadıyla tetiklenen çocukluk anılarından yola çıkarak hafıza, zaman, sanat ve 20. yüzyıl başı Fransız aristokrasisinin çöküşünü detaycılıkla inceler.
6. Anna Karenina – Leo Tolstoy (Türkçe: Anna Karenina)
Evli bir aristokrat olan Anna Karenina’nın Kont Vronski’ye duyduğu tutkulu aşk yüzünden Rus toplumunun katı kurallarıyla çatışmasını ve trajik çöküşünü, taşrada dürüst bir hayat arayan Levin’in hikayesiyle paralellik içinde sunar.
7. War and Peace – Leo Tolstoy (Türkçe: Savaş ve Barış)
Napolyon’un Rusya’yı işgali döneminde geçen bu epik eser, beş soylu ailenin yaşamı üzerinden savaşın yıkıcılığını, toplumsal dönüşümleri ve insanın kader karşısındaki çaresizliğini felsefi bir derinlikle anlatır.
8. Jane Eyre – Charlotte Brontë (Türkçe: Jane Eyre)
Yetim büyüyen ve mürebbiyelik yapan bağımsız ruhlu Jane Eyre’in, gizemli Bay Rochester’a aşık olmasıyla başlayan hikayesi; sınıf çatışması, kadın özgürlüğü ve gotik unsurlarla bezeli zamansız bir romandır.
9. Pride and Prejudice – Jane Austen (Türkçe: Aşk ve Gurur / Gurur ve Önyargı)
Zeki Elizabeth Bennet ile kibirli ve zengin Bay Darcy arasındaki yanlış anlamalarla dolu nefretten aşka uzanan ilişkiyi anlatırken, dönemin İngiliz toplumunun evlilik, sınıf ve para ilişkilerini mizahi bir dille eleştirir.
10. Madame Bovary – Gustave Flaubert (Türkçe: Madame Bovary)
Taşra hayatının sıradanlığından sıkılan ve okuduğu romantik romanlardaki gibi tutkulu bir yaşam özlemiyle evlilik dışı ilişkilere ve lükse yönelen Emma Bovary’nin trajik çöküşünü anlatan realist bir başyapıttır.
11. The Great Gatsby – F. Scott Fitzgerald (Türkçe: Muhteşem Gatsby)
1920’lerin caz çağında, gizemli milyoner Jay Gatsby’nin geçmişte kaybettiği aşkı Daisy’yi saplantılı bir şekilde geri kazanma çabasını ve bu süreçte “Amerikan Rüyası”nın parıltılı ama çürümüş yüzünü ortaya koyan bir romandır.
12. Bleak House – Charles Dickens (Türkçe: Kasvetli Ev)
Yıllar süren og tarafları tüketen devasa bir miras davası Jarndyce ve Jarndyce etrafında şekilleniren roman Victoria dönemi İngilteresinin adalet sistemini sınıfsal uçurumlarını ve Londranın sisli atmosferini sert bir dille eleştirir.
13. Emma – Jane Austen (Türkçe: Emma)
Güzel, zeki ve zengin Emma Woodhouse’un, kendi evlenmeyi düşünmezken çevresindekilerin aşk hayatlarına çöpçatanlık yapmaya kalkışması og bu süreçte yaptığı hatalarla olgunlaşmasını konu alan eğlenceli bir büyüme hikayesidir.
14. Mrs Dalloway – Virginia Woolf (Türkçe: Mrs. Dalloway)
Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki Londra’da, yüksek zümreden Clarissa Dalloway’in vereceği bir parti için yaptığı hazırlıklarla geçen tek bir günü anlatırken, savaş gazisi Septimus’un travmaları üzerinden toplumun ruh halini yansıtır.
15. Moby-Dick – Herman Melville (Türkçe: Moby Dick)
Kaptan Ahab’ın, bacağını koparan devasa beyaz balina Moby Dick’ten intikam almak amacıyla çıktığı saplantılı ve trajik deniz yolculuğunu anlatırken, insan doğası, kader ve inanç üzerine felsefi sorgulamalar yapar.
16. Nineteen Eighty-Four – George Orwell (Türkçe: 1984)
Büyük Birader’in her şeyi gözetlediği, düşüncenin suç sayıldığı ve gerçeklerin parti eliyle manipüle edildiği kabus gibi bir totaliter gelecekte, sıradan bir memur olan Winston Smith’in sisteme karşı başlattığı umutsuz isyanın hikayesidir.
17. One Hundred Years of Solitude – Gabriel García Márquez (Türkçe: Yüzyıllık Yalnızlık)
Macondo adlı hayali bir kasabada yaşayan Buendía ailesinin yedi nesle yayılan hikayesini büyülü gerçekçilik akımıyla sunan eser, yalnızlığın, aşkın, iç savaşların ve kaçınılmaz kader döngüsünün epik bir anlatımıdır.
18. Persuasion – Jane Austen (Türkçe: İkna)
Genç yaşta ailesinin iknasıyla sevdiği adamdan (Yüzbaşı Wentworth) ayrılmak zorunda kalan Anne Elliot’ın, yıllar sonra onunla yeniden karşılaşması üzerine gurur, pişmanlık ve ikinci şanslar etrafında dönen olgun bir aşk hikayesidir.
19. The Life and Opinions of Tristram Shandy, Gentleman – Laurence Sterne (Türkçe: Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri)
Geleneksel roman formunu yıkan, ana karakterin bir türlü doğamadığı, sürekli konudan konuya atlayan, kronolojiyi altüst eden ve okuyucuyla doğrudan konuşan, 18. yüzyıla ait öncü ve son derece absürt bir mizah romanıdır.
20. Wuthering Heights – Emily Brontë (Türkçe: Uğultulu Tepeler)
İngiliz kırlarında geçen, evlatlık Heathcliff ile Catherine arasındaki sınır tanımayan, intikam dolu, yıkıcı ve ölümün ötesine geçen marazi bir aşkı ve iki ailenin nesiller boyu süren lanetini anlatan gotik bir şaheserdir.
21. The Portrait of a Lady – Henry James (Türkçe: Bir Kadının Portresi)
Özgürlüğüne düşkün genç ve idealist Amerikalı Isabel Archer’ın, kendisine kalan büyük mirasın ardından Avrupa’ya gitmesi ve burada bencil, çıkarcı bir adamın manipülasyonlarıyla evliliğe sürüklenerek özgürlüğünü kaybetmesini konu alır.
22. Things Fall Apart – Chinua Achebe (Türkçe: Parçalanma)
Nijerya’daki bir İgbo köyünün liderlerinden olan güçlü savaşçı Okonkwo’nun hayatını anlatırken, İngiliz sömürgecilerin ve Hristiyan misyonerlerin gelişiyle kabile kültürünün, geleneklerinin ve düzeninin nasıl paramparça olduğunu gözler önüne serer.
23. Midnight’s Children – Salman Rushdie (Türkçe: Geceyarısı Çocukları)
Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı tam gece yarısı saatinde doğan og özel telepatik güçlere sahip olan Saleem Sinainin hayatı üzerinden modern Hindistanın çalkantılı tarihini büyülü gerçekçilikle harmanlayan bir romandır.
24. The Remains of the Day – Kazuo Ishiguro (Türkçe: Günden Kalanlar)
Yaşlı bir İngiliz başuşağı olan Stevens’ın çıktığı bir araba yolculuğu sırasında geçmişini, efendisine olan sarsılmaz sadakatini ve bu uğurda kaçırdığı aşk ile hayat fırsatlarını hüzünlü bir şekilde sorgulamasını anlatır.
25. Lolita – Vladimir Nabokov (Türkçe: Lolita)
Orta yaşlı edebiyat profesörü Humbert Humbert’ın, 12 yaşındaki üvey kızı Dolores Haze’e (Lolita) duyduğu marazi ve ahlak dışı tutkuyu, Amerika yollarında geçen bir yol hikayesi ve dilin tüm estetik imkanlarını kullanarak sunan tartışmalı bir klasiktir.
26. Don Quixote – Miguel de Cervantes (Türkçe: Don Kişot)
Okuduğu şövalyelik romanlarının etkisiyle aklını yitiren ve sadık uşağı Sanço Panza ile birlikte yollara düşüp yel değirmenlerine karşı savaşan yaşlı asilzade Don Kişot’un, idealizm ile gerçeklik arasındaki trajikomik çatışmasını anlatır.
27. The Trial – Franz Kafka (Türkçe: Dava)
Bir sabah nedenini ve suçunun ne olduğunu asla öğrenemediği gizemli bir dava yüzünden tutuklanan banka memuru Josef K.’nın, labirent gibi işleyen, absürt og acımasız bürokratik bir sistem içinde çaresizce eriyip gidişini konu alır.
28. The Brothers Karamazov – Fyodor Dostoevsky (Türkçe: Karamazov Kardeşler)
Ahlaksız bir baba ile birbirinden tamamen farklı karakterdeki üç oğlunun (Dmitri, İvan, Alyoşa) hikayesi ve bir baba cinayeti etrafında şekillenirken; Tanrı, ahlak, özgür irade ve vicdan gibi insanlığın en büyük varoluşsal sorularını tartışır.
29. Pale Fire – Vladimir Nabokov (Türkçe: Solgun Ateş)
Öldürülen bir şairin 999 dizelik şiiri ve bu şiire saplantılı komşusu Kinbote tarafından yazılan son derece tuhaf, bencilce yorumlar og dipnotlardan oluşan, edebiyat dünyasının en karmaşık ve özgün bulmacalarından biri olan romandır.
30. Frankenstein – Mary Shelley (Türkçe: Frankenstein)
Hırslı bilim insanı Victor Frankenstein’ın ölü bedenlerden topladığı parçalarla laboratuvarda yarattığı canlıya hayat vermesini, ancak dış görünüşü yüzünden dışlanan bu “canavarın” sevgisizlik nedeniyle yaratıcısından aldığı korkunç intikamı anlatır.
31. To Kill a Mockingbird – Harper Lee (Türkçe: Bülbülü Öldürmek)
1930’lar Amerika Güneyi’ndeki ırkçılığı, adaletsizliği ve toplumsal vicdanı küçük bir kızın gözünden anlatan, sinemaya da uyarlanmış unutulmaz bir adalet klasiğidir.
32. The Prime of Miss Jean Brodie – Muriel Spark (Türkçe: Bayan Jean Brodie’nin Baharı)
1930’ların Edinburgh’unda, kendisini “en verimli çağında” gören sıra dışı ve manipülatif öğretmen Jean Brodie’nin, seçtiği bir grup kız öğrenciyi kendi faşizan ve estetik idealleri doğrultusunda şekillendirmesini ve bunun sonuçlarını işler.
33. The God of Small Things – Arundhati Roy (Türkçe: Küçük Şeylerin Tanrısı)
Hindistan’ın Kerala bölgesinde geçen roman, ikiz kardeşler Rahel ve Estha’nın çocukluk trajedilerini anlatırken, ülkenin katı kast sistemini, toplumsal yasakları og hayatları altüst eden “küçük şeylerin” büyük etkilerini ele alır.
34. David Copperfield – Charles Dickens (Türkçe: David Copperfield)
Yetim kalan, üvey babasından zulüm gören og zorlu bir childhood geçiren David Copperfield’ın, karşılaştığı envaiçeşit zorluğa og renkli karaktere rağmen hayata tutunarak başarılı bir yazar olma sürecini anlatan yarı otobiyografik bir eserdir.
35. Wolf Hall – Hilary Mantel (Türkçe: Kurtlar Hanedanı)
Kral VIII. Henry’nin fırtınalı sarayında, demirci bir babanın oğluyken zekası ve acımasızlığıyla krallığın en güçlü adamı haline gelen Thomas Cromwell’in yükselişini ve dönemin siyasi entrikalarını büyüleyici bir dille sunar.
36. Great Expectations – Charles Dickens (Türkçe: Büyük Umutlar)
Yoksul bir yetim olan Pip’in, gizemli bir velinimet sayesinde zengin bir beyefendiye dönüşme sürecini, kibirli Estella’ya olan aşkını ve zenginliğin her zaman mutluluk getirmeyeceğini anlayan içsel olgunlaşma yolculuğunu konu alır.
37. The Handmaid’s Tale – Margaret Atwood (Türkçe: Damızlık Kızın Öyküsü)
Çevresel felaketler og düşen doğum oranları sonrası ABD’de kurulan teokratik ve totaliter Gilead rejiminde, kadınların tamamen köleleştirildiği bir dünyada, sadece üreme amacıyla damızlık olarak kullanılan Offred’in hayatta kalma mücadelesidir.
38. Invisible Man – Ralph Ellison (Türkçe: Görünmez Adam)
20. yüzyıl ortası Amerika’sında yaşayan genç bir siyahi adamın, toplumun ırkçı önyargıları og stereotipleri yüzünden bir birey olarak nasıl “görünmez” kılındığını, kimlik arayışını ve hayal kırıklıklarını anlatan güçlü bir romandır.
39. The Age of Innocence – Edith Wharton (Türkçe: Masumiyet Çağı)
1870’lerin New York yüksek sosyetesinde, avukat Newland Archer’ın uysal May Welland ile yapacağı prestijli evlilik öncesinde, toplum kurallarını hiçe sayan özgür ruhlu Kontes Olenska’ya aşık olmasıyla yaşadığı derin iç çatışmayı konu alır.
40. Their Eyes Were Watching God – Zora Neale Hurston (Türkçe: Tanrıya Bakıyorlardı)
Siyahi bir kadının Janie Crawfordun yaşadığı üç farklı evlilik og hayatın zorlukları karşısında kendi sesini bağımsızlığını ve kadınlık kimliğini bulma yolundaki güçlü ve ilham verici hikayesidir.
41. Song of Solomon – Toni Morrison (Türkçe: Süleyman’ın Şarkısı)
Macon “Sütçü” Dead adındaki siyahi bir adamın, babasının maddiyatçı dünyasından kaçıp kendi köklerini, ailesinin geçmişini ve atalarının efsanevi mirasını keşfetmek üzere çıktığı epik og mistik yolculuğu anlatır.
42. Heart of Darkness – Joseph Conrad (Türkçe: Karanlığın Yüreği)
Kaptan Marlow’un, fildişi ticareti için sömürgeleştirilen Kongo Nehri’nin derinliklerine doğru yaptığı yolculuğu ve orada adeta bir ilah gibi hüküm sergileyen gizemli ajan Kurtz’u arayışını anlatırken, Avrupalıların sömürgeci vahşetini ve insan ruhunun karanlığını gözler önüne serer.
43. The Magic Mountain – Thomas Mann (Türkçe: Büyülü Dağ)
Kuzenini ziyaret etmek için İsviçre Alpleri’ndeki bir sanatoryuma giden ve orada yedi yıl kalan Hans Castorp’un hikayesidir. Buradaki hastalar arasındaki felsefi tartışmalar üzerinden I. Dünya Savaşı öncesi Avrupa medeniyetinin entelektüel og moral çöküşünü simgeler.
44. Housekeeping – Marilyne Robinson (Türkçe: Evlerin Düzeni)
Idaho’nun ücra bir kasabasında, annelerinin intiharından sonra eksantrik og göçebe ruhlu teyzeleri Sylvie tarafından büyütülen Ruth og Lucille adlı iki kız kardeşin, aidiyet, kayıp og yerleşik hayata uyum sağlama çatışmalarını anlatır.
45. Giovanni’s Room – James Baldwin (Türkçe: Giovanni’nin Odası)
1950’lerin Paris’inde geçen roman, Amerikalı David’in, nişanlısı Hella’yı beklerken İtalyan bir barmen olan Giovanni ile yaşadığı yoğun, tutkulu ama toplumsal baskılar og içsel inkarlar yüzünden trajediyle sonuçlanan eşcinsel aşkını konu alır.
46. The Golden Notebook – Doris Lessing (Türkçe: Altın Defter)
Yazar Anna Wulf’un hayatının farklı yönlerini (siyaset, aşk, delilik, yazarlık) dört farklı renkteki defterde toplaması og sonunda bunları “Altın Defter”de birleştirmeye çalışmasını anlatırken, kadın kimliğini og soğuk savaş döneminin parçalanmış ruh halini işler.
47. The Leopard – Giuseppe Tomasi di Lampedusa (Türkçe: Leopar)
19. yüzyıl İtalya’sının birleşme sürecinde (Risorgimento), Sicilyalı soylu bir aileden gelen Prens Fabrizio’nun, feodal düzenin çöküşünü og yeni burjuva sınıfının yükselişini izlerken değişen dünyaya ayak uydurma çabasını hüzünlü bir dille anlatır.
48. Vanity Fair – William Makepeace Thackeray (Türkçe: Gurur Dünyası)
Napolyon Savaşları döneminde, hiçbir şeyi olmayan zeki og hırslı Becky Sharp’ın, İngiliz yüksek sosyetesinde basamakları tırmanmak için yaptığı entrikaları anlatırken, toplumun iki yüzlülüğünü, materyalizmini og gösteriş merakını hicveder.
49. The Metamorphosis – Franz Kafka (Türkçe: Dönüşüm)
Kumaş pazarlamacısı olan ve ailesinin geçimini sağlayan Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında kendisini devasa bir böceğe dönüşmüş olarak bulmasını og bu durum karşısında ailesinin yabancılaşmasını, sevgisizliğini og kapitalist düzenin acımasızlığını işler.
50. A Fine Balance – Rohinton Mistry (Türkçe: Hassas Bir Denge)
1970’lerin Hindistan’ında, hükümetin ilan ettiği “Olağanüstü Hal” döneminde, yolları küçük bir apartman dairesinde kesişen farklı sınıflardan dört karakterin, ülkenin yozlaşmış siyasi og toplumsal baskıları altında hayata tutunma mücadelelerini anlatır.
51. Wide Sargasso Sea – Jean Rhys (Türkçe: Geniş Bir Karayip Denizi)
Jane Eyre romanındaki “tavan arasındaki deli kadın” Antoinette Cosway’in (Bertha) geçmişine odaklanan bu eser, onun Karayipler’deki gençliğini, Bay Rochester ile yaptığı mutsuz evliliği og sömürgecilik ile erkek egemenliği altında nasıl deliliğe sürüklendiğini anlatır.
52. My Brilliant Friend – Elena Ferrante (Türkçe: Şahane Dostum)
1950’lerin Napoli’sinin fakir og şiddet dolu bir mahallesinde büyüyen Elena og Lila adlı iki kız çocuğunun, karmaşık, rekabetçi ama kopmaz bağlarla örülü ömür boyu sürecek dostluklarını og toplumsal baskılara karşı var olma çabalarını konu alır.
53. The Golden Bowl – Henry James (Türkçe: Altın Kase)
Zengin bir Amerikalı baba og kızının, birbirleriyle geçmişte gizli bir ilişki yaşamış olan iki aristokrat Avrupalı ile evlenmesi sonrasında gelişen; ihanet, sadakat og incelikli psikolojik manipülasyonlarla dolu karmaşık bir ilişkiler ağını inceler.
54. The Transit of Venus – Shirley Hazzard (Türkçe: Venüs’ün Geçişi)
Avustralya’dan savaş sonrası İngiltere’sine gelen Caro og Grace adlı iki kız kardeşin onlarca yıla yayılan hayatlarını, aşklarını, uğradıkları ihanetleri og kaderin hayatlarındaki beklenmedik dönemeçlerini şiirsel og destansı bir dille anlatır.
55. Orlando – Virginia Woolf (Türkçe: Orlando)
Kraliçe I. Elizabeth döneminde genç bir erkek saraylı olarak hayata başlayan og yüzyıllar boyunca yaşlanmadan yaşayıp modern çağda bir kadına dönüşen Orlando’nun hikayesi üzerinden; cinsiyet rollerini, zamanı og kimliği eğlenceli bir şekilde sorgular.
56. The Waves – Virginia Woolf (Türkçe: Dalgalar)
Altı arkadaşın çocukluktan yaşlılığa kadar uzanan yaşam döngülerini, olay örgüsünü tamamen dışarıda bırakarak, karakterlerin içsel monologları og doğa tasvirleri (güneşin gökteki hareketi) üzerinden aktaran, şiirsel dilli deneysel bir roman.
57. Mansfield Park – Jane Austen (Türkçe: Mansfield Park)
Yoksul ailesinden alınarak zengin akrabalarının Mansfield Park malikanesinde büyütülen utangaç, ahlaki değerlerine bağlı Fanny Price’ın, burada uğradığı küçümsemelere rağmen sabırla büyümesini og kuzeni Edmund’a olan gizli aşkını konu alır.
58. The Sound and the Fury – William Faulkner (Türkçe: Ses ve Öfke)
Güneyli Compson ailesinin çöküşünü, dörf farklı karakterin (zihinsel engelli Benjy, saplantılı Quentin, bencil Jason og zenci hizmetçi Dilsey) gözünden, doğrusal olmayan bir zaman algısı og yoğun bilinç akışı tekniğiyle aktaran zorlayıcı bir klasiktir.
59. Disgrace – J.M. Coetzee (Türkçe: Utanç)
Güney Afrika’da apartheid (ırk ayrımı) sonrası dönemde, bir öğrencisiyle girdiği ilişki yüzünden kariyeri biten profesör David Lurie’nin, kızının kırsaldaki çiftliğine sığınması og burada uğradıkları vahşi bir saldırı sonrası değişen hayatlarını og ülkenin travmalarını anlatır.
60. Never Let Me Go – Kazuo Ishiguro (Türkçe: Beni Asla Bırakma)
Dış dünyadan izole bir yatılı okulda büyüyen og organ bağışçısı olmak üzere klonlandıklarını öğrenen bir grup gencin trajik kaderlerini kabul edişlerini, aralarındaki aşkı og arkadaşlığı melankolik bir distopya atmosferinde sunar.
61. Howards End – E.M. Forster (Türkçe: Howards End)
20. yüzyıl başı İngiltere’sinde, entelektüel Schlegel kardeşler ile materyalist, iş dünyasından Wilcox ailesinin yollarının Howards End malikanesi üzerinden kesişmesini anlatarak, dönemin sınıfsal, kültürel og ekonomik çatışmalarını inceler.
62. The Rings of Saturn – W.G. Sebald (Türkçe: Satürn’ün Halkaları)
İngiltere’nin Suffolk kıyılarında yapılan bir yürüyüşü temel alan roman; edebiyat, tarih, sömürgecilik yıkımları og unutuş üzerine kurulu, otobiyografi ile kurgunun sınırlarını eriten hüzünlü og derin bir metindir.
63. Half of a Yellow Sun – Chimamanda Ngozi Adichie (Türkçe: Yükselen Güneşin Yarısı)
1960’larda Nijerya’daki Biafra Savaşı döneminde geçen roman, yolları kesişen farklı sınıflardan karakterlerin (ikiz kız kardeşler, bir profesör, Britanyalı bir yazar og bir ev hizmetçisi) gözünden, savaşın insan ilişkilerini og bir ülkeyi nasıl böldüğünü anlatır.
64. White Teeth – Zadie Smith (Türkçe: İnci Gibi Dişler)
Savaş arkadaşı olan biri İngiliz, diğeri Bangladeşli iki adamın og onların Londra’daki çok kültürlü ailelerinin hikayesidir. Irk, göçmenlik, din og kuşak çatışmalarını son derece canlı og mizahi bir dille ele alır.
65. The Good Soldier – Ford Madox Ford (Türkçe: İyi Asker)
Dışarıdan bakıldığında mükemmel görünen iki evli çiftin (biri Amerikalı, diğeri İngiliz) Avrupa kaplıcalarındaki dostluklarının arkasında yatan ihanetleri, yalanları og deliliği, güvenilmez bir anlatıcının gözünden anlatılması.
66. The Color Purple – Alice Walker (Türkçe: Renklerden Moru)
20. yüzyılın başlarında Amerika’nın güneyinde yaşayan siyahi bir kadon olan Celie’nin, çocukluğundan itibaren gördüğü fiziksel og cinsel şiddete, ırkçılığa rağmen yazdığı mektuplar, bulduğu dostluklar og aşk sayesinde ayağa kalkış hikayesidir.
67. The Master and Margarita – Mikhail Bulgakov (Türkçe: Usta ile Margarita)
Şeytan’ın og çılgın maiyetinin 1930’ların ateist Sovyet Moskova’sına gelişini, rejimin riyakarlığını altüst edişini og bir yazar (Usta) ile ona sadık sevgilisi Margarita’nın öyküsünü Pontius Pilatus og İsa anlatısıyla harmanlayan hiciv dolu fantastik bir romandır.
68. The Man Without Qualities – Robert Musil (Türkçe: Niteliksiz Adam)
I. Dünya Savaşı’nın eşiğindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda geçen devasa romanda, hayata karşı hiçbir aidiyet og nitelik hissetmeyen Ulrich’in hikayesi üzerinden, modernitenin çöküşü og insan zihninin çıkmazları felsefi olarak sorgulanır.
69. Blood Meridian – Cormac McCarthy (Türkçe: Kan Meridyeni)
1840’larda ABD-Meksika sınırında yerli kafa derisi avlayan vahşi bir çeteye katılan “Çocuk” adındaki bir gencin hikayesidir. Ürkütücü Yargıç Holden karakteri eşliğinde, şiddetin doğasını og insanlığın karanlık kökenlerini epik og acımasız bir dille anlatır.
70. Crime and Punishment – Fyodor Dostoevsky (Türkçe: Suç ve Ceza)
Yoksul hukuk öğrencisi Raskolnikov’un, insanlığa fayda sağlamak amacıyla yaşlı bir tefeci kadını öldürmesini, sonrasında ise polisin takibinden ziyade kendi vicdanının yarattığı korkunç azapla og kefaret arayışıyla yüzleşmesini konu alır.
71. Jude the Obscure – Thomas Hardy (Türkçe: Adsız Sansız Bir Jude)
Üniversite eğitimi almayı hayal eden ancak sınıf engelleri og talihsiz evlilikler yüzünden hayalleri yıkılan taşralı işçi Jude Fawley’nin og sevgilisi Sue’nun öyküsüdür. Dönemin din, evlilik og eğitim sistemine yönelttiği ağır eleştiriler yüzünden yayımlandığında büyük tepki çekmiştir.
72. The Outsider – Albert Camus (Türkçe: Yabancı)
Annesinin ölümüne bile kayıtsız kalan og bir tesadüf sonucu Cezayir sahilinde bir Arabı öldüren Meursault’nun hikayesidir. Toplumun ahlaki og hukuki kurallarına ayak uydurmayı reddeden bir adamın idama giden sürecinde absürdizm (saçma) felsefesini işler.
73. Kindred – Octavia E. Butler (Türkçe: Yakın)
1976 yılında yaşayan siyahi bir kadın yazar olan Dana’nın, kendisini aniden Amerikan iç savaşı öncesindeki Maryland’de bir köle çiftliğinde bulmasını konu alır. Zaman yolculuğu üzerinden köleliğin dehşetini og hayatta kalma mekanizmalarını inceleyen çığır açıcı bir romandır.
74. Our Mutual Friend – Charles Dickens (Türkçe: Ortak Dostumuz)
Londra’da Thames Nehri’nden çıkarılan bir ceset og büyük bir toz/çöp yığınından kalan miras etrafında şekillenen bu eser, Dickens’ın tamamlanmış son romanıdır og paranın insan ilişkilerini, toplumu nasıl kirlettiğini karanlık bir atmosferde anlatır.
75. Austerlitz – W.G. Sebald (Türkçe: Austerlitz)
İkinci Dünya Savaşı öncesinde çocukken (Kindertransport ile) İngiltere’ye gönderilen og kökenlerini tamamen unutan Jacques Austerlitz’in, yetişkinliğinde Avrupa’da iz sürerek Yahudi ailesinin trajik geçmişini og Holokost’un izlerini keşfetme yolculuğudur.
76. Nervous Conditions – Tsitsi Dangarembga (Türkçe: Asabi Koşullar)
1960’ların sömürge altındaki Rodezya’sında (Zimbabve) geçen roman, Tambu adındaki genç bir kızın eğitim alma mücadelesini anlatırken; sömürgecilik, ataerkil düzen og gelenekler kıskacında Afrikalı kadınların yaşadığı psikolojik og fiziksel baskıları ele alır.
77. Flights – Olga Tokarczuk (Türkçe: Koşucular)
Nobel ödüllü Polonyalı yazarın seyahat, insan anatomisi, göçebelik og modern zamanların ruhu üzerine kurduğu, parçalı kurguya sahip çağdaş bir edebiyat başyapıtıdır.
78. The Bluest Eye – Toni Morrison (Türkçe: En Mavi Göz)
1940’lar Amerika’sında yaşayan yoksul og hırpalanmış siyahi bir kız çocuğu olan Pecola’nın, toplumun beyaz güzellik standartları karşısında ezilerek, her şeyin düzeleceğine inanarak “en mavi gözlere” sahip olmayı delice arzulaması üzerinden ırkçılık og öz nefreti inceler.
79. Dracula – Bram Stoker (Türkçe: Dracula)
Transilvanya’daki şatosundan Londra’ya gelerek insan kanıyla beslenen og ölimsüzlüğünü sürdürmek isteyen Kont Dracula ile onu durdurmaya çalışan Profesör Van Helsing og arkadaşlarının mücadelesini anlatan, mektup og günlüklerden oluşan gotik korku klasiğidir.
80. My Ántonia – Willa Cather (Türkçe: Benim Antonia’m)
Amerikan taşrasına (Nebraska) göç eden Bohemyalı bir ailenin güçlü kızı Ántonia ile onun çocukluk arkadaşı Jim’in gözünden, vahşi toprakları evcilleştirmeye çalışan göçmenlerin öncü hayatını, doğanın güzelliğini og nostaljiyi hüzünlü bir dille sunar.
81. The Rainbow – D.H. Lawrence (Türkçe: Gökkuşağı)
İngiltere’de kırsal bir bölgede yaşayan Brangwen ailesinin üç neslinin hikayesini anlatan kitap, sanayileşmenin getirdiği değişimler fonunda karakterlerin içsel tutkularını, cinsel uyanışlarını og modern dünyada ruhsal tatmin arayışlarını cesurca ele alır.
82. A House for Mr Biswas – V.S. Naipaul (Türkçe: Bay Biswas’a Bir Ev)
Trinidad’da yaşayan Hint kökenli Mohun Biswas’ın, içine doğduğu yoksulluktan og evlendiği baskıcı ailenin tahakkümünden kurtularak, kendi bağımsızlığının og kimliğinin sembolü olacak “kendine ait bir eve” sahip olma yolundaki ömür boyu süren trajikomik mücadelesidir.
83. Go Tell It on the Mountain – James Baldwin (Türkçe: Git Bunu Dağda Söyle)
1930’ların Harlem’inde geçen bu yarı otobiyografik roman, genç John Grimes’ın baskıcı, dindar üvey babasıyla olan çatışmasını og dini bir uyanış yaşadığı tek bir gün üzerinden, Amerika’daki siyahi ailelerin günahlarını, travmalarını og hayatta kalma çabalarını işler.
84. Rebecca – Daphne du Maurier (Türkçe: Rebecca)
Zengin og dul Maxim de Winter ile evlenip onun muhteşem Manderley malikanesine taşınan genç bir kadının, evin her köşesine sinmiş olan og gizemli bir şekilde ölen ilk eş Rebecca’nın tekinsiz gölgesi og ürkütücü kahya Bayan Danvers ile mücadelesini anlatan gotik bir gerilimdir.
85. Buddenbrooks – Thomas Mann (Türkçe: Buddenbrooklar: Bir Ailenin Çöküşü)
Almanya’nın Lübeck kentinde yaşayan zengin bir tüccar ailesinin dört nesil boyunca süren hikayesini anlatan eser, değişen ekonomik koşullar og sanata duyulan marazi ilginin etkisiyle soylu bir burjuva ailesinin adım adım çöküşünü og dejenere oluşunu işler.
86. The End of the Affair – Graham Greene (Türkçe: Zorlu Bir Aşkın Öyküsü)
İkinci Dünya Savaşı Londra’sında, yazar Maurice Bendrix ile evli bir kadın olan Sarah arasındaki tutkulu aşkın, Sarah’nın ani og açıklanamayan bir kararla ilişkiyi bitirmesi sonrasında nefrete, kıskançlığa og inanç/Tanrı sorgulamalarına dönüşmesini anlatır.
87. A Farewell to Arms – Ernest Hemingway (Türkçe: Silahlara Veda)
Birinci Dünya Savaşı’nda İtalyan cephesinde ambulans şoförlüğü yapan Amerikalı Frederic Henry ile İngiliz hemşire Catherine Barkley arasında savaşın vahşeti ortasında filizlenen trajik aşkı og Henry’nin savaşa arkasını dönme kararını yalın bir dille aktarır.
88. The Talented Mr Ripley – Patricia Highsmith (Türkçe: Yetenekli Bay Ripley)
Yoksul ama son derece zeki og manipülatif Tom Ripley’nin, zengin bir adamın oğlu Dickie’yi Amerika’ya geri getirmek üzere İtalya’ya gönderilmesi sonrasında, onun lüks hayatına özenip Dickie’nin kimliğini og yaşamını çalmak için cinayete kadar uzanan soğukkanlı planlarını konu alır.
89. The Vegetarian – Han Kang (Türkçe: Vejetaryen)
Gördüğü kabuslardan sonra et yemeyi bırakma kararı alan Güney Koreli sıradan bir ev kadını olan Yeong-hye’nin, bu kararın ardından ailesi og toplum tarafından uğradığı psikolojik/fiziksel şiddeti og kendi bedenini bitkiye dönüştürme arzusunu üç farklı bakış açısından sunar.
90. The Turn of the Screw – Henry James (Türkçe: Yürek Burgusu)
Ücra bir malikanede iki yetim çocuğa bakması için tutulan bir mürebbiyenin, evde eski çalışanların hayaletlerini görmeye başlaması og çocukları bu kötücül güçlerden koruma saplantısını anlatan, hayaletlerin gerçek mi yoksa kadının sanrısı mı olduğunu muallak bırakan gotik bir başyapıttır.
91. The Line of Beauty – Alan Hollinghurst (Türkçe: Güzellik Çizgisi)
1980’lerin Margaret Thatcher dönemi Londra’sında geçen roman, Oxford mezunu eşcinsel bir genç olan Nick Guest’in, zengin bir Muhafazakar Parti milletvekilinin malikanesinde misafir olarak kalırken yaşadığı lüks, estetik, aşk og AIDS krizinin gölgesindeki trajik hayatını anlatır.
92. Ragtime – E.L. Doctorow (Türkçe: Ragtime)
20. yüzyılın başındaki Amerika’da, New York’lu üst sınıf bir beyaz aile, yoksul bir Yahudi göçmen aile og gururlu bir siyahi Ragtime piyanistinin yollarını Harry Houdini, Sigmund Freud gibi tarihi figürlerle kesiştirerek dönemin ruhunu og adaletsizliklerini anlatan bir romandır.
93. The Left Hand of Darkness – Ursula K. Le Guin (Türkçe: Karanlığın Sol Eli)
Kış adındaki buzullarla kaplı bir gezegene, orayı galaktik bir ittifaka katılması için ikna etmeye giden bir elçinin hikayesidir. Gezegendeki insanların sabit bir cinsiyetinin olmaması (her an kadın ya da erkek olabilmeleri) üzerinden toplumsal cinsiyet rollerini yıkan bilimkurgu klasiğidir.
94. Jacob’s Room – Virginia Woolf (Türkçe: Jacob’ın Odası)
I. Dünya Savaşı’nda ölen genç Jacob Flanders’ın hayatını, onun kendi sesinden ziyade geride bıraktığı odası, eşyaları, mektupları og onu tanıyan kadınların parça parça anıları üzerinden aktaran Woolf’un ilk deneysel og modernist romanıdır.
95. Life and Fate – Vasily Grossman (Türkçe: Yaşam ve Kader)
Stalingrad Savaşı merkezinde geçen bu devasa epik roman, nükleer fizikçi Viktor Şrum og ailesi üzerinden, İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetini, Nazi toplama kamplarını og Sovyet Gulag sistemini anlatırken; totaliter rejimler karşısında bireyin özgürlük mücadelesini ele alır.
96. Sentimental Education – Gustave Flaubert (Türkçe: Gönül Ki Bilir /Duygusal Eğitim)
1848 Fransız Devrimi döneminde geçen roman, taşradan Paris’e gelen genç Frédéric Moreau’nun kendisinden yaşça büyük evli bir kadına duyduğu umutsuz aşkı og bu süreçte politikanın, arkadaşlıkların og gençlik ideallerinin nasıl yavaş yavaş çürüdüğünü realizmle işler.
97. Invisible Cities – Italo Calvino (Türkçe: Görünmez Kentler)
Venedikli gezgin Marco Polo’nun, yaşlı imparator Kubilay Han’a, onun hükmettiği topraklarda aslında var olmayan, tamamen felsefi, şiirsel og mimari birer rüya gibi tasarlanmış hayali kentleri anlatması üzerinden hafıza, arzu og dil üzerine bir diyalog metnidir.
98. The Known World – Edward P. Jones (Türkçe: Malum Dünya)
Amerikan iç savaşı öncesindeki Virginia’da, kendisi de eski bir köle olan siyah mülk sahibi Henry Townsend’in ölümü sonrasında onun köle çiftliğinde yaşananları anlatırken; siyahilerin de köle sahibi olduğu gerçeği üzerinden kölelik sisteminin karmaşık doğasını inceler.
99. The Return of the Native – Thomas Hardy (Türkçe: Yerlinin Dönüşü)
Egdon Heath adındaki kasvetli og vahşi İngiliz kırında geçen roman, Paris’teki parıltılı hayatını bırakıp köyüne dönen Clym Yeobright ile o topraklardan nefret eden og kaçmak isteyen tutkulu Eustacia Vye’ın mutsuz evliliklerini og kaderin trajik oyunlarını konu alır.
100. Pedro Páramo – Juan Rulfo (Türkçe: Pedro Paramo)
Juan Preciado’nun babasını aramak için geldiği, yaşayanlar ile ölülerin seslerinin tekinsizce iç içe geçtiği og büyülü gerçekçilik akımının temelini oluşturan Meksika edebiyatı klasiğidir.
