Güz Sonatı (Höstsonaten), 1978’de gösterime giren bir Ingmar Bergman filmi. Filmin başrollerinde Ingrid Bergman ve Liv Ullmann yer almakta. Piyano sanatçısı Charlotte’un (Ingrid Bergman) kızını (Eva) ziyarete gelmesi ve anne-kız üzerinden hesaplaşmalarının anlatıldığı film, Ingmar Bergman’ın ustalık eserlerinin iyi bir örneği.
Güz Sonatı’nı yıllar önce izlemiştim ve çok etkilenmiştim. Filmin anne-kız ilişkisi üzerinden hayata dair çok şey söylemesini hayret uyandırıcı bulmuştum. Filmin üzerimdeki etkisi yıllar geçmesine rağmen azalmadı. Filmi çok kişisel bir şekilde ele alacağım.
Filmde anne ve kız, bir yerde artık şiddeti yüksek bir tartışmanın içinde bulurlar kendilerini. Bu tartışmada aile geçmişine dair çok şey öğreniriz. Annenin kusurlarını, ailesine ve çocuklarına gereken özveriyi göstermemesini, sorumluluk almamasını görürüz. İzlediğim zaman anneyi çok suçlu buluyordum. Kısaca bahsedecek olursam anne, hayatının merkezine piyanoyu koymuştur; ailesini ihmal etmiştir. Filmden bir sahneyle örnek verirsem: Eva, annesinin çalışma odasının kapısında annesinin mola vermesini beklemektedir. Annesi çıktığında çocuğuyla ilgilenmez. Bu sahne filmin özeti gibidir. Bir türlü hesaplaşamayan bir anne görürüz, yaptığından pişmanlık duymaz. İç dünyası parçalanmış insanların hayatı bir daha eskisi gibi yaşayamamalarıdır: Güz Sonatı.
Filmde, Bergman’ın özyaşam öyküsünden ve kendi ailesinden izler barındırdığını düşünüyorum.
Film hakkında kısa bilgiler verecek olursam: İki İsveçli dev isim, Ingrid Bergman ve Ingmar Bergman bir filmde çalışmak isteyip ancak Ingrid Bergman’ın kariyerinin sonunda çalışabildiler. Ingrid Bergman kanserdi ve bu, onun son filmiydi. Eva karakterini oynayan Liv Ullmann, Bergman’ın gerçek hayatta eşiydi. Son olarak Bergman, filmi çekerken büyük oranda Liv Ullmann’la ilgilendi ve Ingrid Bergman’a gereken özeni göstermediği için pişman oldu.
Sosyoloji Mezunuyum. Yazı yazmakla uğraşıyorum.